-.:::Prowebciyiz.Tr.Cx-Community:::.-




-.:::Prowebciyiz.Tr.Cx-Community:::.-

Türkiyenin Yeni Ama Bi O Kadar da Rakipsiz Türk Forumu
 
AnasayfaAnasayfa  AnasayfaAnasayfa  Ziyaretçi DefteriZiyaretçi Defteri  GaleriGaleri  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Türkiyenin Yeni,Ama Bi O Kadar da Rakipsiz Türk Forumu"na Hoş Geldiniz!!!-Forumumuzda Aradığınız Bilgi Ve Paylaşımın Doruklarına Ulaşacaksınız!!!- [Admin]-
Sayın üyelerimiz Ve Misafirlerimiz!!! PhpBB Ve Yetkin AltYapısıyla Oluşturduğumuz Bu Sitenin Bize Sağladığı Dezavantajlar,Veritabanının Yedeklenememesi Ve Çok  Fazla RAhatsız Edici Reklam Yayınlamaları Sebebi İle En Kısa Zamanda Web Sitemizi (Veri Tabanı Ve İçerikler dahil)Taşımayı Düşünüyoruz!!!-Yaklaşık 1 Ay Gibi Kısa Bir Sonra Web Sitemiz Ve Host"u tamamen yenilenecek ve adresi "http://prowebciyiz.co.cc" Ve Sürümü"Vbulletin" olarak değişecek VE Şimdiki Forumumuzda Yeni Üye Alımlarına İzin Verilmeyecektir!!! İlginizden Dolayı Teşekkür Ediyorum!!!-[Admin]
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
En iyi yollayıcılar
Admin
 
●●тяøч●●
 
sssda
 
emre_0042
 
rapper
 
ahmet23_38
 
ali tokgöz
 
burakmertsnr
 
SSurvivoRR
 
ömer
 

Paylaş | 
 

 Fenerbahce'mizin Şanlı Tarihi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Administrator
Administrator


Erkek
Mesaj Sayısı : 418
Yaş : 26
Memleket : Ankara
İş/Hobiler : Admin
Lakap : Prodog
Rep Gücü : 3
Kayıt tarihi : 27/02/09

MesajKonu: Fenerbahce'mizin Şanlı Tarihi   Salı Mayıs 26 2009, 18:41



İÇİNDEKİLER

***BİLGİLER
***BAŞKANLARIMIZ
***KADIKÖY FUTBOL KULÜBÜNDEN FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜNE KADAR
***FENERBAHCE FUTBOL TAKIMI'NIN İLK KADROSU
***KURULUŞU TESCİL OLAN İLK TÜRK KULÜBÜ FENERBAHÇE
***İSTANBUL ŞAMPİYONLUĞU LİGİ
***İLK NAMAĞLUP ŞAMPİYONLUK
***FENERBAHÇE'NİN İLK ROZETİ
***İŞGAL YILLARI VE O YILLARIN GURURU FENERBAHÇE
***ATATÜRK VE ''FENERBAHÇE''Sİ
***STAD MÜLKİYETİNE SAHİP İLK SPOR KULÜBÜ FENERBAHÇE
***SON
***KADROLARIMIZ (65-66-67-68-69-70-71-72-73-74-75-76-77)
***STADYUMUMUZUN TARİHÇESİ (08-15-29-47-48-50-52-82-00-01)
***İLKLER
***ENLER
***ANTRENÖRLERİMİZ
***ŞAMPİYONLUKLAR
***GOL KRALLARIMIZ
***FENERBAHCE MARŞI


BİLGİLER

* Kuruluş yılı: 1907 gresmi:1899
* Kurulduğu Yer: İstanbul Moda'da Beşbıyık Sokağı 3 numaralı evin alt katı.
* Kurucular:
Nurizade Ziya Songülen Bey, Osmanlı Bankası memuru Ayetullah Bey,
Bahriye Mektebi talebesi Necip Okaner Bey, Asaf Beşpınar Bey,Enver
Yetkiner,Fatih Rapid ve Ahmet Egitek tarafından kurulmuştur.
* İlk Başkan: Nurizade Ziya Songülen
* Renkleri: Sarı Lâcivert (ilk sarı beyaz)



BAŞKANLARIMIZ



Kadıköy ve Fenerbahçesi;

İstanbul’un Kadıköy yakası; Allah’ın,
yeryüzünü yaratırken kesinlikle ayrıcalıklı davrandığı
bir eşsiz yöre... Tarihlerin henüz 1900 yılına ulaşmadığı
İstanbul’da, Kalamış’ıyla

Fenerbahçe’siyle, Caddebostan’ı Suadiye’si
Moda’sı ile adeta bir rüya beldesi... Göz alabildiğine
bomboş arsalarla yemyeşil çayırlara sahip bu yörede,
doğanın insanları spor yapmak için sanki teşvik ettiği yıllar...









Ve
de, İstanbul’un silüeti deniz üzerinde uzaklardan perde
perde yansıyıp dalgalanırken, Fenerbahçe Burnu’nda yanıp
sönerek yol gösteren bir fener Türk sporuna
önderlik edeceği bir kulübe sembol olmanın da gururu
içinde, Adalar’a, Marmara’ya, daha da ötesi
uzak yıllara doğru aynı şevkle ışık saçacağı günlerin
özlemi ile çakıp durmaya başlamıştı sanki... Ve de
Kadıköy, o dönemlerde en güzel semti olan
Fenerbahçesi’nin bağrından çıkaracağı takımını
önce yakınlara, sonra da yarınlara armağan edeceği günleri
bekliyordu gayri...

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://prowebciyiz.tr.cx
Admin
Administrator
Administrator


Erkek
Mesaj Sayısı : 418
Yaş : 26
Memleket : Ankara
İş/Hobiler : Admin
Lakap : Prodog
Rep Gücü : 3
Kayıt tarihi : 27/02/09

MesajKonu: Geri: Fenerbahce'mizin Şanlı Tarihi   Salı Mayıs 26 2009, 18:43

Kuşdili Çayırında İlk Futbol Oyunu;

İlk futbol oyununun, bugünkü anlamıyla ilk kez 1823 yılında
İngiltere’de oynanmaya başlamasının üzerinden neredeyse yıllar ve
yıllar geçmişti. Nihayet tarihler 1890’lı yıllara ulaştığında, Moda’da
oturan İngiliz’ler de bu keyifli spordan iyice etkilenmiş ve o yemyeşil
arsaların bulunduğu Kadıköy’ün geniş alanlarında, futbolu oynamaya
başlamışlardı. Seyri çok keyifli bu oyunun, çevredeki Türk gençlerinde
de ilgi uyandıracağı ve de bu sporu onlara sevdireceği pek tabii idi ve
hatta da kaçınılmazdı. Ama ne var ki, o sıralarda süren monarşi rejimi
nedeniyle Müslüman Türkler için cemiyet kurmanın ve hatta mevcut
cemiyetlere dahi üye olmanın yasak olmasından dolayı, Kadıköy
Çayırlarında top koşturan İngiliz gençlere yine ancak Rum gençleri
eşlik edebilmekteydi. Yine de, hemen her akşamüstü bilhassa Kuşdili
Çayırında yapılan bu futbol maçları ya da antrenmanları, Kadıköy
halkının büyük bir kesiminin ilgisini çekmekte, genellikle akşamüstleri
zevk için de olsa oynanan bu futbol oyunu için, Kalamış’tan, Moda’dan,
Kuyubaşı’ndan, ve hatta Haydarpaşa civarlarından gelecek öbek öbek
halkı, gününe ve hava durumuna göre küçük ya da büyük kümeler halinde
bu oyunu seyretmeye yöneltmekteydi.







Kadıköy halkının ekserisi ikindi sularında ayaklanır, günlerden Cuma ve
Pazar değilse yani Kurbağalıdere’nin kenarındaki salaş tiyatroda Komik
Hasan’ın tuluat kumpanyası oynanmıyorsa Kuşdili Çayırı’na doğru yola
koyulurlardı. Yok, eğer günlerden Cuma ya da Pazar ise de, Moda’ya
doğru ya da şimdiki Fenerbahçe Stadyumu’nun bulunduğu Papazın Çayırı’na doğru
yola koyulurlardı. Omuzdaş kılıklı, burma bıyıklı tüylü tüysüz gençler,
yanlarında boy boy çocuklarla hanım nineler ve de orta yaşlı hatunlar,
Arap bacılar, ahretlikler, kahvede pineklemekten usanan efendi kişiler,
burada çayırı çepeçevre kuşatır, kadınlar getirdikleri kilimleri
yayarlar, erkeklerin kimi toprağa bağdaş kurar, kimi büyükçe bir taşa
oturur, kimi ayakta dururdu. Sucusu, dondurmacısı, kağıt helvacısı,
simitçisi, baloncusu, Eyüp oyuncakçısı velhasılı satıcıların her çeşidi
burada arzı endam eyler, burayı adeta panayır yerinden farksız kılardı.
Ortadaki saha olacak alanda ise, kapı gibi gövdeli, başları açık, renk
renk gömleklerinin kolları sıvalı, göğüsleri fora, bacaklarından
dizkapaklarına kadar şortlu bir alay adam soluk soluğa koşuşurlar,
birbirlerine çarpıp çarpıp, alt alta üst üste mecelleşirler, güya da
top oynarlardı. Oynanan bu futbollardan örnek alan bazı gençler,
Kadıköy’ündeki arsalarda ya da geniş çayırlarda onlar gibi top oynamaya
heveslenir, karman çorman bir biçimde, bir harradır bir gürradır gider,
topa en çok vuranla onu en havalara yükselten erbab sayılırdı. Ne var
ki bir süre sonra, bir başka deyişle 1900’lü yıllara iyice
yaklaşılmasıyla birlikte, Moda’da oturan İngiliz gençlerinin artık
modern futbolu oynamaya başlamaları ve dolayısıyla da oynadıkları
futbolu daha seyredilir bir halde sunmaları, kendilerini hayran hayran
seyreden Kadıköy’lü gençlerin yüreklerinde birtakım kıpırdanmalara
sebep oluyor, onlar gibi organize bir takım kurma isteklerini ise,
vazgeçilemez bir tutkuya dönüştürmeye başlıyordu.


Kadıköy Football Association ;

1890’lı yıllarda İstanbul Moda’da yaşayan İngiliz ailelerinden La
Fontaine, Giraud, Whittall, Charnaud, Pears, Armitage aileleri Kadıköy
ve Moda’nın çayırlarında kendi aralarında bu oyunu yeni yeni oynamaya
başladıklarında, İzmir’de yaşayan İngiliz aileleri, Bornova
çayırlarında bu oyunu çoktan oynamaya başlamışlardı bile. Zira sosyal
ve idari bakımdan payitaht İstanbul’a uzak ve rahat iki şehir olan
Selanik ile İzmir, 1870’li yıllarda Osmanlı’nın futbol oyunu için ilk
taraftar bulduğu toprakları oluyor, futbol oyunu o dönemlerde dini
inançların da etkisi ile Müslüman Türkler arasında gelişemediğinden,
böylece de Osmanlı toprakları üzerinde ilk defa gayrimüslim ve levanten
(ülkede yerleşmiş bulunan yabancı uyruklu) vatandaşlar tarafından
oynanıyordu.





Moda’da futbolla tanışan ilk ailelerin İstanbul’da İngiltere elçiliği
personeli görevlileriyle aralarında yaptıkları maç rekabetini, 1894
yılında İzmir’de “Football Club Smyrne”nin
kurulması ile birlikte İstanbul - İzmir rekabeti izlemeye başlıyordu.
İzmir’de futbolun öncülüğünü yapan James La Fontaine, 1889 yılında
İstanbul’a yerleştiğinde, Kadıköy’de İngilizlerin futbol-rugby karışımı
bir oyun oynadıklarını görmüş ve onlarla kısa zamanda dostluk kurarak,
daha iyi bildiği futbol oyununu onlara kabul ettirmişti. Tarihler 1897
yılını gösterdiğinde, James La Fontaine ve arkadaşları Kadıköy
yakasında ilk kez bir futbol takımı olarak Kadıköy Football Association adı
altında toplanıyor, takımı oluşturan İngiliz, Rum, Ermeni gençleri,
genelde İstanbul’a sefere gelen İngiliz gemicilerle oynadıkları
oyunlarını Kadıköy’ün çayırlarında sürdürüyor, ve her akşamüstü (ilk
bölümde geniş bir biçimde sunduğumuz) o kalabalık izleyici kitlesine de
seyrettiriyorlardı. Bu müsabakalar halkın öylesine ilgisini çekmişti ki
Football Association” takımı, iki yıl içerisinde “İzmir Karması” ile karşılıklı olarak futbol maçları yapmaya yönelmişti.







“BLACK STOCKING FC” Kuruluyor ;

Ne var ki, Sultan 2. Abdülhamid’in padişahlığının sürdüğü o dönemde,
mevcut monarşi rejiminin korunması amacıyla Türk gençlerinin dernek
kurmaları yasaktı. Bu durum ise, yabancı ve azınlıkların top
koşturdukları kendi topraklarında futbol oynamanın imkan ve zevkinden
mahrum olan ve onların aralarına karışarak oynamak istedikleri bu cazip
oyunu ancak gıpta ile seyretmekle yetinen Kadıköylü Müslüman Türk
gençleri arasında, sadece üzüntü değil aynı zamanda tabii ki öfke ve
hırs da uyandırıyordu. İşte her türlü tehlikeyi göze alan bu
gençlerden, deniz öğrencisi Fuat Hüsnü (Kayacan), eski hariciyecilerden
Reşat Danyal ve Mehmet Ali ile, Kuşdili’nde Papazın Çayırı adı verilen
topraklarda meşin yuvarlağa vuruşlar yapan arkadaşları bu özlemin sona
ermesini amaçlıyorlar, ve 1899 yılında da, devrin hafiye ve
jurnalcilerinin dikkatlerinden kaçmak ve hışımlarından korunmak
amacıyla bir İngiliz adı altında Black Stocking FC (Siyah Çoraplılar Futbol Kulübü) ‘nü kuruyorlardı.








Ancak siyah çorap ve kırmızı üst formaları ile Türk gençlerinin
oluşturduğu bu ilk Türk spor ve futbol topluluğu daha ilk maçlarında
hafiyelerin baskınına uğruyor ve hemen dağıtılıy
ordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://prowebciyiz.tr.cx
Admin
Administrator
Administrator


Erkek
Mesaj Sayısı : 418
Yaş : 26
Memleket : Ankara
İş/Hobiler : Admin
Lakap : Prodog
Rep Gücü : 3
Kayıt tarihi : 27/02/09

MesajKonu: Geri: Fenerbahce'mizin Şanlı Tarihi   Salı Mayıs 26 2009, 18:45

1899; Fenerbahçe’nin Gerçek Kuruluş Yılı

Burada dikkati çeken en önemli nokta; Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stocking FC ismi altında 1899 yılındaki bu ilk girişimindeki öncülük yapan gençler ile, ilerideki yıllarda kurulacak olan Kadıköy Futbol Kulübü (1902)FENERBAHÇE KULÜBÜ kuruluşunu
gayri resmi olarak 1899 yılında gerçekleştirmiş, ne var ki iki
kez kapatılmaları nedeni ile faaliyetlerine, ancak resmi kuruluş
yılları olan 1907 yılında geçebilmişti. Görülen odur
ki; Black Stocking F.C. ya da Kadıköy Futbol Kulübü isimleri, amaç karşısında birer araçtırlar.





Ayrıca İstanbul’da kurulan futbol kulüplerinin listeleri
incelendiğinde de; Moda Futbol Kulübü (1896), Cadi-Keuy
Football Club (1899) ve Imogen (1900) takımlarının İngiliz uyruklular
tarafından, Elpis (1900) takımının Rumlar tarafından, Black Stocking
(1899), Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe kulüplerinin
ise Osmanlı uyruklular tarafından kurulmuş oldukları da zaten
görülmektedir

ve Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altında
toplanan gençlerin genelde aynı kişiler olacağıydı. Dolayısıyla







KADIKÖY FUTBOL KULÜBÜ Kuruluşu

Ama yine de, aradan geçen birkaç yıl içinde aynı
gençlerin bir bölümü, aralarına yeni katılanlarla
beraber Kurbağalıdere Köprüsü’nün
hemen yakınındaki (şimdiki stadyumun karsısında) Hurşit Ağa’nın
kahvehanesinde muntazaman toplanıyor ve 1901 yılında da, bu kez isim de
değiştirerek Kadıköy Futbol Kulübü ismindeki bir yeni
takımı daha kurabilmenin çalışmalarını yapıyorlardı. Konu ile
ilgili ayrıntılı bilgiye, yaşadığı yakın tarihi, yazılarında
bütün ayrıntıları ile canlandıran üstad Sermet Muhtar
Alus’un, 1951 senesinde Tarih Hazinesi Mecmuası’na yazdığı
“Kadıköyü’nde İlk Futbol” isimli
makalesinde rastlıyoruz ;







(Aslı gibidir) : “ Zamanın musiki üstadı Sine Kemani Nuri
Bey’in anlatışına bakılırsa, futbola meraklı ilk Türk
gençleri bir kulüp kurmağa, daha bir derli toplu birleşmeye
karar vermişler. Çok geçmeden arzularını yerine getirmiş,
elbiseyi de seçmişler; gömleğin göksü, yakası,
kol kapakları beyaz, öbür tarafları kırmızı, pantolon keza
beyaz. Kuşdili Papazın çayırlarında kendi aralarında
maçlara girişmişler. Moda’daki İngilizlerden, Rumlardan
mürekkep (oluşan) takımın derecesine erişmek, onları yenmek baş
emelleri(en büyük arzuları). Eski cimnastikçi ve
idmancılardan Sine Kemani Bay Nuri’nin rivayetine göre, ilk
oynayanları sayalım: Kendisi(Nuri Bey), Emced Bey, Mehmet Ali ve
kardeşi Neşet Beyler, Reşat Danyal Bey, Hafız Mustafa, Topçu
zabiti Cevdet Bey, Eşref Bey, Hüsnü Paşa zade Bahriyeli Fuat
Bey, Mekteb-i Sultani’li Daniş, Tahsin (Şair Tahsin Nahit) Bey,
Sarı Şevki.

Haftalık Malumat Mecmuası sahibi Baba Tahir’in yevmi
(günlük) Fransızca Servet Gazetesi, bu maçlara dair
teşvik yollu bir yazı neşretmiş. Fırsatı kaçırmayan namlı
hafiyyelerden (gizli görevli polis) biri, Sultan Hamid’e
hemen jurnali(haberi) uçurmuş: “ Kadıköy
gençleri, Veliahd- i Saltanat Reşat Efendi (Sultan
Reşat)’nin himayesinde (korumasında) bir cemiyet teşkil
eylemişlerdir (oluşturmuşlardır). Beray-i ubudiyet (kulunuz olarak),
nazar-ı dikkat-i hümayunlarınızı celp ederim (padişahımın
dikkatlerini çekerim). Ferman.”

Ve tabii ki, yine rejim ve futbolun haram sayılması nedeniyle dini
baskılı, ancak daha sıkı hafiye baskısı sonucunda da zaptiye
teşkilatının baskınıyla bu girişimler de yine engelleniyor ve
Kadıköy’lü gençler bir kez daha dağıtılıyordu.
Ne hazin bir kaderdir ki, Olimpiyatların Atina’daki açılış
gününe rastlayan 6 Nisan 1896 tarihinde Tatavla
(Kurtuluş)’da bir gurup Rum vatandaşımızın teşebbüsüyle
“Tatavla - Heraklis Jimnastik Kulübü” şaşalı bir
biçimde tabii ki de kurulurken, ondan iki yıl sonra tamamen
Türk gençlerinden oluşarak kurulmaya çalışılan
“Kadıköy Futbol Kulübü” mevcut rejim
nedeniyle hemen kapatılıyor, kurucuları ise sürgün edilmekten
zor kurtuluyordu. Bu durum Türk sporunun kulüpler yolundaki
gelişimini en az 5 yıl geciktirecek ve yurdumuzda futbol ağırlıklı
sporun temeli de, yabancı egemenliği ve anlayışı ile atılacaktı.

İşte İstanbul’da, hem Pera yakasında hem de Kadıköy
yakasında oturan ecnebi (levanten) ve gayrimüslim
vatandaşlarımızın, törenlerle kurdukları ilk kulüplerinin
yaşama hakkını elde etmelerine karşın, yine kalpleri spor aşkı ile
çarpan Kadıköy’lü Türk gençlerimiz
tarafından girişilen her iki cesurane teşebbüsün
gerçekleşememesi, onların içindeki bu ateşi
söndürmüyor, aksine, Kadıköy’de bir futbol
kulübü kurmalarına hiçbir kuvvetin engel olamayacağı
gerçeği ile, daha henüz ismi bile belli olmayan ve fakat ki
Kadıköy’ün bağrından çıkacak ve gelecekte
milyonlarca taraftara sahip olacak bir kulübü kurmaları
için, sadece sayılı yılların kaldığını da sanki artık iyiden
iyiye hissediyorlardı.





Kadıköy’de Kuruluşu Bekleyiş ;

Güneş, 1900’lerle henüz tanışmış. İstanbul’un her
semti aynı sıcaklıkta aynı cömertlikte aydınlanırken, Kadıköy
yakasında gökyüzü hep puslu, sanki her dem kapalı gibi.
Kuşdili Çayırı mahzun, Papazın Çayırı solgun gibi.
Fenerbahçesi’nde bahçeler çiçeksiz,
köşklerinde kanaryalar suskun, güllerle bülbülleri
küs gibi... Zira, içleri spor aşkı ile yanan Türk
gençlerinin Kadıköy’de kulüp kurma istekleri
“saray”ca iki kez engellenmiş, levanten ve gayrimüslim
vatandaşlarımızın aynı isteklerine aynı saraydan izin çıkarken,
Kadıköylü gençlerimiz sarayın rejimine karşı iki kez
yenilmiş gibi. İşte bu nedenledir ki, gayri tüm Kadıköy halkı
suskun, biraz da yaralı, Kalamış’ta esen rüzgar bir mahzun,
Fenerbahçesi’nde çakan “Beyaz Fener”
bir mahzun gibi. İşte bu nedenledir ki ; galip, sanki bu yolda mağlup
gibi...







Ve de deniz üzerinde İstanbul’un silüeti, karşı
uzaklardan perde perde sahile akarken, “ışıksız FENER,
çiçeksiz BAHÇE ” misali biçare
yarımada, mahzun bir eda ile karşı sahilindeki sarayın ufuklarına doğru
bakıp bakıp kuruluş izninin çıkması hayali içinde “
Bu memlekette bir gün sabah olursa Haluk. ” mısralarını
yüreği yaralı fakat gönlü ümitle dolu bir şekilde
sanki okur da, devlet kapusundan da medet bekler gibi...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://prowebciyiz.tr.cx
Admin
Administrator
Administrator


Erkek
Mesaj Sayısı : 418
Yaş : 26
Memleket : Ankara
İş/Hobiler : Admin
Lakap : Prodog
Rep Gücü : 3
Kayıt tarihi : 27/02/09

MesajKonu: Geri: Fenerbahce'mizin Şanlı Tarihi   Salı Mayıs 26 2009, 18:46

İSTANBUL’DA İLK “FUTBOL LİGİ” GÜNLERİ
Evet,
istibdat ; bir başka değişle o dönemki mevcut “ mutlak
hakimiyet ” rejimi, yurdumuzda cemiyet kurmak ya da bu
bünyede spor yapmak hakkını Türklere yasak etmekteydi. İşte
sırf bu nedenle, Fuat Hüsnü (Kayacan) Bey ve tamamen
Türk gençlerinden oluşan arkadaşlarının Fenerbahçe
Spor Kulübü’müzü kurma teşebbüsleri,
gerek 1899 yılında Türkçe isim vermeden bir İngiliz ismi
altında kurmak istedikleri “Black Stocking F.C./Siyah
Çoraplılar Futbol Kulübü” olsun, ve gerekse de
1902 yılında bu kez isim değiştirerek kurmak istedikleri
“Kadıköy Futbol Kulübü” olsun, sarayca
engellemişti. Bu durum ise, ülkemizde kurulan ilk spor
kulüplerinin yabancılar ile gayrimüslimler tarafından
oluşmasına sebep olacak, Türk sporunun kulüpler yolundaki
gelişimini ise en az 5 yıl geciktirerek, yurdumuzda futbol ağırlıklı
sporun temelinin “yabancı egemenliği ve anlayışı” ile
atılması neticesini doğuracaktı .





Nitekim, Kadıköy Futbol Kulübü’nün mevcut bu
rejim nedeniyle hemen kapatılarak dağıtılmasının ardından, 1902
senesinde James Lafontaine ile Horace Armitage isimli kişiler hemen
hemen tamamı İngiliz’lerden oluşan “Cadıkeuy Football
Club“; (Kadıköy Futbol Kulübü) isimli futbol
takımını kuruyor ve kuruluşunun iznini de alıyordu . Bunu, 1903
senesinde Moda’da oturan İngiliz gençlerin “Moda
Football Clup”, 1904 senesinde de Kadıköylü Rum
vatandaşların “Elpis(Ümit)Futbol Takımı”nı kurmaları
izliyordu. Aynı yıl İngiliz elçilik gemisi “İmogene”
nin de aynı isimde bir futbol takımı kurması üzerine,
Türkiye’deki ilk lig organizasyonunu gerçekleştiren
James La Fontaine, 1904 senesi sonbaharında “Constantinople
Football Liege” ( İstanbul Futbol Ligi ) adı ile
İstanbul’daki ilk futbol ligini kuruyordu.

Cadıkeuy (Kadıköy), Moda, Elpis ve İmogene takımlarının
oluşturduğu ligdeki organizasyon olan “Pazar Ligi” ismi
altında yapılan bu maçlar, bugünkü Fenerbahçe
Stadının bulunduğu Papazın Çayırı’nda sürüyor ve
halk tarafından da büyük bir ilgi ile takip ediliyordu. 1904
tarihindeki ilk Pazar Ligi şampiyonluğunu İmogene Takımı, 1905
yılındaki ikinci Pazar ligi şampiyonluğunu ise Cadıkeuy (Kadıköy)
Futbol Takımı kazanıyordu. Tarihler 1905 yılını gösterirken ,
Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) öğrencileri tarafından
okulun çatısı altında kurulan Galatasaray Futbol Takımı,
Kadıköy’deki Papazın Çayırı mevkiinde Kadıköy
Frerler Mektebi (Saint Joseph) takımı ile maçlarına başlıyor ve
1906 yılından itibaren de İstanbul Futbol Ligine resmen katılıyordu.

1907, Resmi kuruluşa doğru

Gayri takvimlerin o en güzel yıl olan 1907 yılının ilk
yapraklarını gösterdiği günler... Sultan 2. Abdülhamid
Han, 33 yıllık saltanatının baskılı rejime dayalı son yılını yaşamakta
olduğunun sanki farkında. Saltanatı ile uğraşanlarla boğuşmaktan futbol
topu peşinde koşturanlarla uğraşmaya ayıracak pek fazla vakti ve de
gönlü kalmadığından bu tür oluşumlara karşı uygulattığı
baskıyı da, resmi de olmasa biraz gevşetmiş. Zaten gayri müslimler
ile yabancılarca ortalama on yıldır oynanmakta olan futbol oyununa
gözleri ve de gönülleri biraz da alışmış. Kadıköy
yakasındaki Kördere Sahası ile Kuşdili Çayırı’nda, o
ilk yıllarda göz açtırmayan top uçurtmayan saraylı
hafiyelerden görünürde eser kalmamış, Türk
gençleri, resmi formalı olmasa da buralarda sanki rahat rahat
top koşturur bir halde. Gerçi, bir jimnastik kulübü
olarak “Beşiktaş” ile, Fransız Mektebi Takımı
hüviyetini arkasına almış bir futbol kulübü olarak
“Galatasaray”, kuruluş faaliyetlerini İstanbul yakasında
gerçekleştirebilmiş ama, karşı kıyı Kadıköy yakası o
dönem için adeta bir başka belde, adeta İstanbul’a
taşra...





Nihayet, artık bu yakada da beklenen günlerin yakınlığı
hissedilmekte. Kadıköy yakasında da güneş bir başka parlak,
bahçelerde çiçekler bir başka güzel
açmakta. Fenerbahçesi’nde de kanaryalar bir başka
ötüp, burundaki fener sanki bir başka parlak çakmakta.
Zira, halkın içinden çıkacak ilk Türk
kulübünün kuruluşu için kararın ve de onayının
alınacağı çok önemli günlerin çoğu
geçmiş, azı ise sanki artık gelmekte...

İşte, içinde bulundukları tarihin de desteğinden güç
alan Kadıköy’lü gençlerden, Hariciye Nazırı Asım
ve Server Paşa’ların torunu Londra Sefareti Başkatibi Nuri
Bey’in oğlu Ziya(Songülen) Bey ile Harekat Ordusu Feriki
(tümgeneral) Şevki Paşa’nın oğlu Ayetullah Bey ve de
ünlü edebiyatçı Sami Paşazade Sezai Bey’in
yeğeni Enver Necip (Okaner) Bey, Necip Bey’in Moda Başpınar sokak
3 numaralı evinin selamlık katında yaptıkları bir görüşme
sonucunda kuracakları takımın ilk fikir harcını atıyorlardı. Gerekli
olan parayı da finanse edecek olan dönemin zenginlerinden Saint
Joseph mezunu Mühendis Nurizade Ziya Bey’e kulübün
kurucu başkanlık şerefini, Osmanlı Bankası memurlarından Ayetullah
Bey’e katiplik (sekreter) görevini, Bahriye Subayı Necip
Bey’e de kaptanlık ve veznedarlık (sayman) görevini
veriyorlardı.

Aynı görüşmede varılan fikir birliği ile de ; kuracakları
kulübün adını oturdukları semtin güzelliğinden
esinlenerek Fenerbahçe yapacaklar, amblemlerini
Fenerbahçe Burnu’ndaki ışık saçan fenerden,
formalarındaki renkleri ise Fenerbahçesi’ndeki ilkbaharın
sevimli müjdecisi papatyaların kıskançlık ve temizlik
sembolü olan renklerinden yani sarı ile beyazdan alacaklardı.





Ertesi gün “Baker Mağazası”ndan forma kumaşları
alınıyor, Fener armalı kırtasiye malzemelerinin siparişleri veriliyor,
ve de dönemin güya Futbol Federasyon Başkanlığı görevini
üstlenmiş kişisi James Lafontaine ile yapılan bir sohbette de
sanki kendisinden icabet alınıyordu. Artık kurulacak olan
kulübün ismi, başkanı, amblemi ve formaları seçilmiş,
mesele sadece formaları giyerek bu ismi tescil ettirecek 11 Türk
gencinin bir araya getirilmesine kalmıştı. Bu konuda da en mühim
rolü St. Joseph Mektebi Türkçe Öğretmeni Enver (
Yetiker ) Bey üstleniyordu.

“Fenerbahçe Futbol Takımı”nın ilk kadrosu kuruluyor ;

Güneş bu defa, o en güzel yıl olan 1907 senesi ilkbaharının
serince bir Pazar gününü aydınlatıyor ve
Fenerbahçe semti de bu kez, ismini yıllarca şerefle temsil
edecek olan bir kulübün ilk temsilcilerinin ilk kalabalık
gövde gösterisine sahne oluyordu. O gün,
Kadıköy’ündeki Kuşdili Çayırı’nda İngiliz
ve Rum takımları arasında oynanan bir futbol maçını seyrettikten
sonra St. Joseph Mektebi talebelerinden oluşan bir grup, Moda
İskelesi’nden sandallara biniyor ve koyun karşı kıyısında randevu
mahalleri olan Fenerbahçesi’ne geçiyorlardı. Nuri
zade Ziya (Songülen)Bey ve Ayetullah Bey ile Sami Paşa zade Sezai
Bey’in yeğeni Bahriye zabiti Necip(Okaner)Bey, Hintli lakaplı
Mühendis Asaf (Beşpınar) Bey ve S.Joseph Mektebi
Türkçe öğretmeni Enver (Yetiker) Bey isimli
gençler, burada daha evvel gelmiş olan Hasan ve
Hüseyin(Dalaklı), Galip (Kulaksızoğlu), Nasuhi Esat(Baydar),
Yanya’lı Şevkati, Elkatipzade Mustafa ve kardeşi Hamdan,
Çerkes Sabri, Hayrullah, Hakkı Saffet (Tarı),Hasan
Sami(Kocamemi) Bey’ler ile buluşuyorlardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://prowebciyiz.tr.cx
Admin
Administrator
Administrator


Erkek
Mesaj Sayısı : 418
Yaş : 26
Memleket : Ankara
İş/Hobiler : Admin
Lakap : Prodog
Rep Gücü : 3
Kayıt tarihi : 27/02/09

MesajKonu: Geri: Fenerbahce'mizin Şanlı Tarihi   Salı Mayıs 26 2009, 18:47

oğunluğunun,
yakında kurulacak oldukları takımın ilk oyuncularını teşkil edecek olan
bu gençler için o gün, Ziya Bey’in
İngiltere’den getirttiği; önü ve kolları düğmeli
olan sarı beyaz yollu bol formaları, lacivert şort pantolonları ve sarı
löverli yün çorapları ile, Fenerbahçe’nin
çayırlarında ilk antrenmanlarını yapacakları gündü.
Kısa zamanda çevrenin futbola kabiliyetli gençlerini de
kendi etrafında toplayan bu kulüp, bugün için
büyük bir kıymet ifade eden ilk kadrosunu, olası olarak;
Hintli Asaf – Necip , Ziya – Hasan, Hassan, Sabri –
Nasuhi , Şevkati , Galip , Hüseyin , Hayrullah terkibinde , ya da
; Asaf – Ziya , Sami – Ayetullah , Mazhar , Necip –
Fethi , Galip , Hüseyin , Hasan , Nevzat şeklinde oluşturuyordu .

Başta da değindiğimiz üzere, Fenerbahçe Spor
Kulübü’nün Black Stocking FC ismi altında 1899
yılındaki ilk girişiminde öncülüğünü yaptığı
gençler ile, Kadıköy Futbol Kulübü (1902) ve
ilerideki yıllarda kurulacak olan Fenerbahçe Futbol
Kulübü (1907) ismi altında toplanan gençler, aslında
yıllardır aynı ideali sürdüren hep aynı kişilerdi. Ama ne var
ki iki kez kapatılmaları, yasal faaliyetlerine ancak resmi kuruluş
yılları olan 1907 yılında geçebilmelerine olanak kılmıştı. Bir
başka deyişle; Black Stocking F.C. ile, aynı amacı ve kaderi paylaşan
Kadıköy Futbol Kulübü’nün isimleri,
“Fenerbahçe Spor Kulübü”nün kuruluşu
yolunda “amaç karşısında birer araçtı.Israrla
tekrar ettiğimiz bu durum karşısında, 1940 yılında yapmış oldukları
haklı bir tüzük değişikliği ile kuruluş senelerini 1909
senesinden 1903 senesine aldıran Beşiktaş
Kulübü’nün ( Bereket Jimnastik Kulübü)
de gerçekleştirdiği gibi, Fenerbahçe Spor
Kulübümüz olarak tüzüklerimize
geçirmemiz ve de yazılı bir deklarasyonla kamuya ilan edip
düzeltmemiz gereken gecikmiş gerçek odur ki;
Fenerbahçe Spor Kulübünün kurulduğu yıl
1899’dur.




Kuruluşu Tescil Olunan İlk Türk Kulübü; Fenerbahçe

Nihayet,
23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyetin ilanını takiben, yurtta
dernek ve kulüp kurma hakları herkese resmen tanınıyor,
böylece, Ziya, Ayetullah, Necip ve Enver Bey’lerin
önderliğinde kurulmuş bu yeni kulüp tescil edilerek,
Fenerbahçe’ye, cemiyetler kanununa göre kuruluşu
resmen tescil olunan ilk Türk kulübü olmak şerefi
kazandırılıyordu . Kulübün ilk kurucu üyelikleri ise ;
1) Ziya ( Songülen ), 2) Ayetullah Bey, 3) Necip ( Okaner), 4)
Galip ( Kulaksızoğlu), 5) Hassan Sami (Kocamemi), 6) Asaf ( Beşpınar)
şeklinde başlıyor ve olası diğer üyelikler de; 7)Enver (Yetiker),
Cool Şevkati (Hulusi Bey), 9) Fuat Hüsnü (Kayacan), 10) Hamit
Hüsnü ( Kayacan) 11) Nasuhi (Baydar),... isimleriyle devam
ederek sıralanıyordu. Konu ile ilgili olarak; ömrünü
adadığı “Fenerbahçe Kulübü Tarihi”
konusunda, özellikle arşiv ve bilgi toplamada en zorlandığımız
kuruluş yılları dönemleri ile ilgili en güvenilir
araştırmaları gerçekleştirmiş olan merhum yazar Dr.
Rüştü Dağlaroğlu’na ait (eski Türkçe ile
yazılmış notları şu an deşifre çalışmaları yapan oğlu Sayın
Müzdat Dağlaroğlu’nun arşivinde) Fenerbahçe tarihine
ışık tutmakta olan not defterindeki tarihi notlar arasında ;
“kulübün 1939 Nizamnamesinde ilk 30 kurucu üyenin
isminin sıralandığı, ne var ki, kurucu olan ilk 6 üye arasında yer
alması gereken Hassan Sami (Kocamemi)’nin bile bu listede isminin
bulunmayışının, kendisini listenin doğruluğu hakkında haklı olarak
kuşkuya düşürdüğü ifadesi” de ayrıca
belirtilmektedir.





İstanbul Şampiyonluğu Ligi ;
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://prowebciyiz.tr.cx
Admin
Administrator
Administrator


Erkek
Mesaj Sayısı : 418
Yaş : 26
Memleket : Ankara
İş/Hobiler : Admin
Lakap : Prodog
Rep Gücü : 3
Kayıt tarihi : 27/02/09

MesajKonu: Geri: Fenerbahce'mizin Şanlı Tarihi   Salı Mayıs 26 2009, 18:47

İstanbul Şampiyonluğu Ligi ;

1908 yılında ilan edilen 2. Meşrutiyetin ilanı ile tanınan dernek kurma
serbestliği sonucunda İstanbul’da kurulan Türk
kulüplerinin sayısı çığ gibi artıyor, Anadolu, Beykoz, Vefa
Futbol Kulüpleri de, sırf 1908 senesinde resmen kurulup tescil
edilen Türk kulüpleri arasında yerini alıyordu. Kısa zamanda
Türk kulüplerinin sayılarındaki bu artış ise,
İstanbul’da yeni bir ligin kurulması ihtiyacını doğuruyor, bu
nedenle de o dönemlerde ülkede resmi tatil günü
olan Cuma günleri oynanacak bir lig olan, Cuma Ligi adıyla yeni
bir lig kuruluyordu.





Takımların sayılarının hızla artmasıyla, İstanbul’da futbol
alanlarının sayısı da çoğalmaya başlamıştı. Anadolu yakasında;
Kadıköy’deki Kuşdili Çayırı, şimdiki stadın bulunduğu
yerdeki Papazın Çayırı, Yoğurtçu Deresi yanındaki
Altınordu’nun Kördere Çayırı, Dereağzı’nda
Kemikçi Çayırı, Baklatarlası, İbrahimağa sahası ile,
Rumeli yakasında; Taksim, Talimhane, Bakırköy, Baruthane,
Karagümrük, Çukurbostan, Süleymaniye,
Güzelbahçe, Beyazıt Harbiye Nezareti sahaları, ve de
Boğaz’ın Anadolu kesiminde ise; Anadoluhisarı,
Küçüksu Er Meydanı , Beykoz Ortaçeşme sahaları
mevcut sahalara eklenmişti .





Kuruluşu 1908 yılında resmen tescil olunan Fenerbahçe Spor
Kulübü, sarı beyaz olan renklerini 1909 sonbaharında sarı
laciverte çevirmiş (*19) , 1909 -1910 sezonuyla birlikte de
İstanbul Futbol Ligine Galatasaray’dan sonra katılan ikinci
Türk takımı olmuştu. İşte, dünyanın en hırslı ilk 5
derbisinden biri olan Fenerbahçe – Galatasaray
kulüpleri arasındaki ezeli rekabet, ilk defa 17 Ocak 1909
tarihinde Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi ) öğrencilerinin
takımı ile, yeni kurulmuş bir semt takımı maçı şeklinde başlamış
, ve bu tarihten itibaren de o dönemlerdeki İstanbul futbolundaki
şampiyonluklar genelde bu iki Türk takımı arasında paylaşılarak,
Türk futbolunun artık bir varlık olarak ortaya çıkması
sonucunu doğurmuştu.

Kuşdili Spor Kulübü’nün Bünyeye Katılması ;

Fenerbahçe, “İstanbul Şampiyonluğu Ligi”ne ilk kez
katıldığı 1909 – 1910 sezonunda beşinci oluyordu. 1910 yılı
liginin başlamasına kısa bir süre kala da kulüpten ayrılmalar
ve mali zorluklar nedeniyle, Üsküdar Kulübü ile
birleşmesi gündeme gelmişti. 1910 senesi Eylülünde,
Koço’nun Mühürdar Gazinosu’nda yapılan
müşterek toplantı sonucunda, gerçekleştirilmesi istenen
Üsküdar - Fenerbahçe Kulübü teklifi,
üyeler tarafından kabul görmedi. Buna karşılık, Kuşdili
Kulübü Başkanı iken Fenerbahçe’ye katılan
Elkatip Zade Mustafa Bey, Kuşdili Kulübü’nü
Fenerbahçe’ye katmayı başardı ve bu başarısıyla da
Fenerbahçe’yi çok zor günlerinde
güçlendiren, geleceğini aydınlatarak güven altına alan
ve takımı yücelten kişi olarak kulüp tarihine geçti.





İlk Namağlup Şampiyonluk ;

Kadrosunu yeni gençlerle geliştiren ve güçlendiren
bu Fenerbahçe 1911- 1912 liginde hiç yenilmeden şampiyon
oluyordu. Bu şampiyonluğun en önemli yönü ise,
Fenerbahçe’nin bu şampiyonluğu ile İngiliz ve Rum
takımlarının şampiyonluklarının tamamen sona ermesi ve bu tarihten
itibaren de Türk futbolunda şampiyonlukların artık Türk
takımlarının olmasıydı. Bu şampiyonluk, kulübün itibarını bir
anda yükseltip imkanlarını da arttırmıştı. İlk iş olarak
Altıyol’da bir kulüp lokali kiralandı, lokalin
açılışı ise üye sayısının çoğalmasına sebep oldu. Bu
arada futbol dışında diğer spor dallarında da faaliyet
gösterilmesine başlandığından, aynı yıl Fenerbahçe Futbol
Kulübü adı , Fenerbahçe Spor Kulübü’ne
dönüştürüyordu.





Fenerbahçe’nin ilk rozeti;

Fenerbahçe Kulübü’nün ilk amblemi,
Fenerbahçe burnundaki ışık saçan beyaz feneri, renkleri
ise sarı ile beyaz olmuştu. Ancak, kulüp mensupları bunu tatminkar
bulmadıkları gibi, anlam bakımından da içinde bulunulan monarşi
rejimini tehdit edici sayılacağı endişesi ile kısa sürede iptal
etti. 1910 yılında Fenerbahçeliler arasında resim çizmede
maharetiyle tanınan futbolcu solaçık Hikmet (Topuz)’in
çizdiği (bugünkü) amblem ise herkesin beğenisini
kazandı ve kabul edilerek bugünlere kadar da ulaştı. İşte
“sarı ve lacivert” ağırlık içinde olmak üzere 5
renkten oluşan amblem ve şu anlamları taşımaktaydı ;
“FENERBAHÇE SPOR KULUBÜ 1907" yazılı beyaz yuvarlak
çerçeve, temizlik ve açık yüreklilik
ifadesiydi. Kırmızı fon ise, safiyet ve Fenerbahçeliler
arasındaki sevgi ve bağlılığı belirtirken bu arada bayrağımızı da
sembolize etmekte, ortadaki sarı renk Fenerbahçe için
duyulan gıpta ve kıskançlığı, kalp şeklindeki lacivert renk
asaleti temsil etmekteydi. Sarı lacivert renkler içinde
yükselen palamut dalı Fenerbahçelilik güç ve
kudretini sembolize etmekte, yeşil renk ise yükselen bu kudret
için başarının gerekli olduğunu açıklamaktaydı.
Böylece “milli renkler arasında doğan
Fenerbahçe”nin, sarı ile lacivert renkler beraberindeki bu
amblemi üyelerce de kabul gördüğünden, klişesi
İngiltere’ye Manchester şehrine yollanmış ve Fenerbahçe
Spor Kulübü’nün bugünkü rozeti olarak
ilk kez 1910 yılında yaptırılmıştı. Rozet; 1929 yılından itibaren
üzerindeki eski Türkçe harfleri yeni
Türkçe harflere bırakmış ve manada önemli etki
yapmayacak ufak tefek değişikliklerle de günümüze kadar
aynı şekli muhafaza ederek gelmiştir.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://prowebciyiz.tr.cx
Admin
Administrator
Administrator


Erkek
Mesaj Sayısı : 418
Yaş : 26
Memleket : Ankara
İş/Hobiler : Admin
Lakap : Prodog
Rep Gücü : 3
Kayıt tarihi : 27/02/09

MesajKonu: Geri: Fenerbahce'mizin Şanlı Tarihi   Salı Mayıs 26 2009, 18:49

İstanbul’da İşgal Yılları ;

İstanbul halkı 16 Mart 1920 sabahı uyandığında gözlerine
inanamamıştı. Zira şehrin üzerine kapkara bulutlar
çökmüş, bir gece içinde koca şehir işgal
ordularınca adeta askeri bir kampa çevrilmişti. Dünyayı
sarsmış, imparatorluklar yıkmış ve on milyon insanın
ölümüne sebep olup o hiç bitmeyecek sanılan
“Harb-i Umumi” diye anılan “1. Dünya
Savaşı”, Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesi ile son
bulmuş, mütareke ile birlikte de galip itilaf devletleri mağlup
Osmanlı’nın başkenti İstanbul’u işgal etmişlerdi. Zırhlı
araçlar cadde başlarını tutarken, sokakları dünyanın her
yanından gelmiş her renkten ve her dinden askerler sarmış, Harbiye,
karakollar, kaymakamlıklar, subay mahfelleri , vesair tüm makamlar
işgal ordularınca işgal edilmişti. İşgal üniformalı itilaf ordusu
askerleri, sosyal yaşantı içinde her fırsatta halkı manevi baskı
altında ezerken, tramvayda trende ya da vapurda bile kendileri daima
birinci mevkide oturup, biletli Türk vatandaşlarını vagonların
sahanlıklarında vapurların ise ikinci mevkilerinde seyahat ettirir,
kendilerine ayrılmış bölümlere boş da olsa kimseyi sokmaz,
yolcuların bilet kontrollerini bile kendileri, üstelik alaycı bir
tavır içinde ve ağır hakaretler altında yaparlardı. Evet,
İstanbul artık o eski İstanbul değildi. Acı günler gelip
çatmış, herkes üzgün, herkes kendi vatanında
sürgün gibiydi. İşgalcilerle birlikte yaşamak zorunda olan
talihsiz İstanbul halkına, o güne kadar yaşadıkları, ne
gıdasızlık, ne susuzluk, ne elektrik kesintileri, ne de hiçbir
şey, “İşgal İstanbul’u ”na tanıklık etmek kadar
onlara acı vermemişti. İşte bütün bu olumsuz şartlar altında
halkın morali için mutlak bir desteğe ihtiyacı vardı ki, işte bu
ihtiyaç duyduğu güç, ona kendi öz bağrından
çıkarttığı takımı tarafından “Fenerbahçe”si
tarafından verilecekti.





İşgal yıllarındaki gurur; Fenerbahçe

Mütareke döneminde (1918 - 1921) işgal kuvvetlerine mensup
özellikle İngiliz ve Fransız askeri takımlarıyla yapılan futbol
maçları, İstanbul’daki futbol heyecanını ve futbola olan
ilgiyi doruk noktasına çıkaran olgu oluyor, Türk takımları
işgalci ekiplerle 5 yılda 50’sini Fenerbahçe’nin
oynadığı toplam 80 maç yapıyor , işgal kuvvetleri takımlarına
karşı kazanılan galibiyetler ise Türk takımlarını
gönüllerde yüceltiyordu. Bu nedenle futbol
İstanbul’da büyük kitleleri kendine çekerken,
Türk takımlarının özellikle de Fenerbahçe’nin,
başta General Harrington Kupası (29 Haziran 1923) olmak üzere
işgal kuvvetleri takımları karşısında elde ettikleri tüm
galibiyetler, İstanbul halkının intikam duyguları içindeki milli
duygularını şahlandıran ve yaralı gönüllerine teselli veren
yegane olay haline dönüşüyordu.





Mütarekenin karanlık yıllarında işgal kuvvetlerine mensup
takımlarını her hafta birbiri peşi sıra futbol sahalarında yenerek
milletin rencide olmuş gururunu okşayan Fenerbahçe tüm
halkın sevgilisi haline geliyor, zamanla da milli mücadelenin ve
milliyetçi karşı çıkışın adeta İstanbul şubesi halini
alıyordu. Onlar, cephelere gönderdikleri futbolcuları misali
Çanakkale’de yaptıkları müdafaanın bir örneğini
de sanki Taksim’in Taşkışla sahasında gösteriyor, yaptıkları
toplu hücumlarda ise sanki kısa bir süre sonra
Kocatepe’den verecekleri milli taarruzdaki şahlanışımızın
provasını veriyorlardı. Bu şevk ve iman içinde mütareke ve
işgal İstanbul’unda Türk futbolu denince ilk akla gelen
Kadıköy’ün Fenerbahçe’si oluyor, cepheden
gelen her yeni zafer İstanbul’luların moralini yükseltirken,
Fenerbahçe takımı da aldığı galibiyetlerle halkın başını dik
tutmasını sağlıyordu. 1910’lu yıllarda en fazla iki bin kişinin
izlediği Fenerbahçe, 1919 -1920 yıllarında 6-7 bin kişinin hınca
hınç doldurduğu tribünlere oynuyor, bir zamanların
ürkek mahcup yapılan tezahüratları, artık açık
açık, yüksek sesle hep bir ağızdan dile getiriliyordu;
“Ya ya ya ,şa şa şa, Fenerbahçe çok yaşa,
Türkiye Türkiye çok yaşa...”.





Artık iş futbol oyunu halinden çıkmış, vatanın asıl sahipleri
ile işgalcilerin hesaplaşması şekline dönüşmüştü.
Fenerbahçe takımı artık “Kuvai Milliye” ruhunun halk
içindeki sembolü olmuştu. Bunun birinci sebebi işgal
takımları ile oynadıkları toplam 50 maçtan ikisi hariç
hiç yenilmeyip 41 maçta galip gelmeleriydi ki Altınordu
ve Galatasaray takımları ne yazık ki bu başarıyı
gösterememişlerdi. İkinci sebebi ise, “Anadolu
Harekatı”nın başında olan Mustafa Kemal’in
“Fenerbahçeli” olarak bilinmesiydi
.











Atatürk ve “Fenerbahçe”si;

Fenerbahçe’nin
müttefiklerle mücadelesi sadece yeşil sahalarla da sınırlı
kalmayacak, Cihan Harbi’nde vatana feda ettikleri diğer
sporcuları gibi, futbolcularının büyük bir
bölümünü yine işgal yıllarında İstanbul’dan
Anadolu’ya silah aktarılmasında etkin bir rol oynatarak vatanının
ihtiyaç duyduğu konuda hayatlarını budaktan esirgemeyeceklerdi.
“ İttihad ve Terakki’nin bir kolu olduğu ” ithamı ile
işgal kuvvetlerinin devamlı olarak bastırması sonucunda
kulübün kapatılma çalışılmaları ortamına rağmen,
yurdun düşmandan kurtulması yolunda üstlendiği tarihi misyonu
en ulvi bir biçimde yerine getirerek, bir başka idealde de
yarınlara örnek olacak olan Fenerbahçe Spor
Kulübü, aydınların, işgal yıllarının acılı şehit ailelerinin,
hulasa Türk ulusunun şeref ve cesaret duygularının yurda adeta
armağanı oluyordu. İşte bu nedenledir ki ulu önderimiz Mustafa
Kemal Paşa, 1918 yılında ilk spor kulübü olarak
Fenerbahçe Spor Kulübü’nü ziyaret ediyor ve
de kulüp şeref defterinin nezdinde de, tarihin altın sayfalarına
da şu mısraları geçiyordu; “ Fenerbahçe
Kulübünün her tarafta mazhar-ı takdir olmuş (takdirle
şereflendirilmiş) bulunan asar-ı mesaisini(yaptığı üstün
çalışmaları) işitmiş ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı
himmetini (üstün hizmet veren kişileri) tebrik etmeyi vazife
edinmiştim. Bu vazifenin ifası (yerine getirilişi) ancak bugün
müyesser (mümkün) olabilmiştir. Takdirat (takdirlerimi)
ve tebrikatımı (tebriklerimi) buraya kayt ile (kaydetmekten dolayı)
mübahiyim ( mutluyum).


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://prowebciyiz.tr.cx
Admin
Administrator
Administrator


Erkek
Mesaj Sayısı : 418
Yaş : 26
Memleket : Ankara
İş/Hobiler : Admin
Lakap : Prodog
Rep Gücü : 3
Kayıt tarihi : 27/02/09

MesajKonu: Geri: Fenerbahce'mizin Şanlı Tarihi   Salı Mayıs 26 2009, 18:50

3. 5 . 1334 (1918). Ordu Kumandanı
(Yıldırım Orduları Gurup Kumandanı) : MK (İmza) ”


Kulüp binası yangını ve yurdun Fenerbahçe sevgisi;

Türkiye’de ilk defa çeşitli spor şubeleri açan
kulüp olma ünvanına sahip olan Fenerbahçe, 1913
yılında tanzim olunan ikinci nizamname ile atletizm, kürek,
yüzme, atlama, yelken, patinaj, tenis, çayır hokeyi, boks,
kriket gibi spor dallarıyla da meşgul oluyor, yıllar içinde de
futboldan başka, masa tenisi, eskrim, jimnastik, avcılık, su kayağı,
atlama, bilardo, salon futbolu, otomobil, atıcılık, sutopu,
bisiklet,halter, güreş, basketbol,izcilik,patenli hokey, voleybol,
vs, gibi toplam 25 spor şubesi içeren 35 spor dalında sayısız
başarılara imza atıyordu.





Büyük milletinin muazzam sevgisiyle nurlanan ve kucaklanan
Fenerbahçe, muhtelif branşlarda devamlı hamlelerle bu artan
sevgiye hak kazanırken, kuruluşunun 25. yılında 5/6 Haziran 1932 gecesi
vukuu bulan hain bir yangın, koca bir varlığın kupalarından üye
kayıt ve maç defterlerini de içeren belgelerine kadar
gelmiş geçmiş bütün maddi eser ve izlerini siliyordu.
Fenerbahçe’nin uğradığı felaket bütün yurtta
bomba etkisi yapıyor, Fenerbahçe Kulübü İdare
Heyeti’nin, üzerinde henüz dumanları tüten
kulübün enkazı karşısında, gazete ve radyolara aynen
aşağıdaki sözler ile verdiği tebligat ise yürekleri
dağlıyordu ;
“ Sevgili yuvamız, 25 senelik spor hayatımızda elde ettiğimiz
şeref ve galibiyet, hatıraları ile birlikte yanmıştır. Bugün,
maddi spor vesaitimizden de tamamen mahrum kalmış bulunuyoruz. Yek
değerlerimize karşı sarsılmaz itimat, muhabbet (sevgi) ve tesanüt
(dayanışma) havası içinde, yıllarca süren müşterek
emeklerimizin muhassalasının (elde edilmiş sonucunun) enkazı karşısında
derin bir teessür (üzüntü) duymamak kabil değildir.
Mahvolan manevi kıymetlerin maattessüf (ne yazık ki) tamiri
imkansızdır. Şu kadar ki, 25 senedir kazandığımız muvaffakiyetlerin
hatıralarını kalbimizde daha büyük bir vecd (heyecan)
içinde yaşatmak, bu hatıraları Fenerbahçe
gençliğine kitap halinde hediye etmek gene
mümkündür. Hatta ilk vazifelerimizden biridir.
Kupalarımız, bayraklarımız yanmıştır. Fakat yüreğimizdeki
hatıralar canlılığını kaybetmeyecektir. Başta Ulu Gazimiz olmak
üzere; kulübümüzün mesaisini takdir eden
kıymetli yazıları taşıyan hatıra defterimiz kül olmuştur. Fakat
bizim emeklerimizi takdir etmiş olan büyük şeflerimiz,
memleketini seven memleketin idealine candan bağlı, çalışkan,
tesanüt (dayanışma) ve muhabbet(sevgi) çerçevesi
içinde Türk gençliğini gene himaye edeceklerdir.
Hayatın mütemadi bir mücadele olduğunu, mücadelesiz,
ızdırapsız, elemsiz, hayatta gerek ferd ve gerek millet itibariyle
muvaffak olmak imkanı olmayacağını Türk gençliğine
hatırlatan Büyük Gazinin nasihatleri bu elemli
günlerimizde, bizim için en büyük teselli ve
kuvvet membaı olacaktır. Fenerbahçelileri,
kulübümüzün maruz kaldığı felaket nispetinde
büyük olan vazifeye davet ediyoruz. “





Felaketin hemen ertesi günü Türkiye’nin o zamanki
en büyük gazetesi “Cumhuriyet” ve ardından da
“Milliyet” gazetelerinin “Fenerbahçe’ye
Yardım” ismi altında başlattıkları kampanyalara teberruda
bulunmak üzere bütün memleket adeta yarışa giriyor, yeni
kulüp binası inşası ve beraberinde de kulüp sahasının satın
alınmasına katkı amacıyla yapılan ilk bağışı ise, 19 Haziran 1932
tarihinde İş Bankası eliyle 500 TL. göndermek suretiyle yine
Atatürk yapıyordu. Aynı amaçla tertiplenen 14 Temmuz 1933
keşideli Fenerbahçe Eşya Piyangosu’ndan elde edilen 17 bin
TL. hasılat da, yine bu ilk tahta stadımızın yapılmasında
kullanılıyordu.







Bu yangında kül olduğu zannedilen ve içinde kulüp ile
ilgili 1914 senesinden itibaren tutulmuş şeref kayıtlarını
içeren meşhur maroken kaplı hatıra defteri ise, 7 Nisan 1944
tarihinde, onu enkaz arasında bularak alan ve saklayan meçhul
bir şahıs tarafından, kulübümüz üyesi (merhum)
Gazeteci Kenan Onan Bey’in Vatan Matbaası’ndaki masasının
üzerine, 12 yıl sonra tekrar Fenerbahçe
Kulübü’ne iade edilmek üzere bırakılıyor ve
böylece Atatürk’ün
“kulübümüze o meşhur ithafının” da
içinde bulunduğu bu büyük hazineye, önce
tarihimiz ve sonra da kulüp müzemiz yıllar sonra tekrar
kavuşuyordu.

Stat mülkiyetine sahip ilk spor kulübü; Fenerbahçe

1923 senesinde Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı’nın
kurulmasıyla Türk sporuna yeni bir yön veriliyor, bu tarihten
sonra ise Fenerbahçe’de büyük bir kalkınma
görülüyordu. O, teknik üstünlüğü
sayesinde Orta Avrupa futbolunun Türkiye’deki temsilcisi
haline geliyor, yıllar yılı hep milli takımın belkemiği olarak da
Türkiye’nin en sevilen kulübü oluyordu.





İlk adı “Silahtar Ağa Sahası” iken, sonraları
“Papazın Çayırı”, “Union Kulüp
Sahası”, ”İttihat Spor Sahası” ve nihayet 25 Ekim
1929 tarihinde de(*29) “Fenerbahçe Stadı” ismini
alan 36 dönümlük stat mahallimiz, 6 Temmuz 1932
tarihinde 500 TL’sinin Atamızın verdiği 9000 TL. karşılığında
(1000 Reşat Altını) satın alınıyor ve böylece yurtta stat
mülkiyetine sahip ilk kulüp olmak şerefi de yine
Fenerbahçe Spor Kulübü’ne ait oluyordu. Hem de
öyle ki; Türk gençliğinin üzerinde spor yaptığı
ilk stadı olmasının yanı sıra, Büyük Kurtarıcımızın bizzat
kendileri tarafından büstleri ile şereflenmesine müsaade
ettikleri yegane stat da olarak.

Son

Fenerbahçe Spor Kulübü’müz, bugün
yalnız İstanbul’un değil, tüm yurtta milyonlarca taraftarı
bulunan ve yüz yıla yakın bir süredir hemen tüm spor
dallarında Türk sporuna öncülük ettiği için
büyük sıfatını yerden göğe kadar kazanmış bir
kulübümüzdür. O, zaman zaman şampiyonlukları elden
kaçırsa da, zaman zaman mazisini aratır bir
görüntüde kalsa da, yıllarca tarihe tırnaklarıyla
kazıdığı büyüklüğünden hiç bir şey
yitirmeyecektir.





Evet, taa en başta, 1900’lerdeki kuruluş yıllarını anlatırken
söze nasıl mı başlamıştık? ; “... Ve de Kadıköy, o
dönemlerde en güzel semti olan Fenerbahçe’sinin
bağrından çıkaracağı takımını, önce yakınlara, sonra da
yarınlara armağan edeceği günleri bekliyordu gayri...”

Gayri, şimdi de sözün sonundayız; “ Ve de İstanbul,
deniz üzerindeki siluetini uzaklardan perde perde koya
yaklaştırırken, Fenerbahçe Burnu’nda yankılanan bir beyaz
ince uzun fener, yıllar boyu Türk sporuna sembol olmanın gurur
yorgunluğu içinde, Adalar’a, Marmara’ya, daha
uzaklara, daha da öte uzak yıllara doğru, aynı inançla,
aynı coşkuyla ışığını hep saçacaktır ”.

Yüz yıldan beri önce onun hakkında söylendi, önce
onun hakkında yazıldı, önce ona sevdalanıldı. Daha da nice
yüzlerce yıl söyleneceği, yazılacağı, sevdalanılacağı
gibi....




KADROLARIMIZ



1965-1966 Yıllarındaki Kadrosu



Hazım
- Ali - Şükrü - Bülent - Şeref - Ercan - Özer -
Osman - Ogün - Yaşar - Ziya - Haldun - A.İhsan - Aydın - Birol -
Varol - Şenol




1966-1967 Yıllarındaki Kadrosu



Hazım
- Radoviç - Ali - Özcan - Şükrü - Numan - Tezer -
Cengiz - Şeref - Özer - Ercan - Yılmaz - Ali İhsan - Osman - Yaşar
- Abdullah - Birol - Canel - Selim - Canan - Lemiç - Nedim -
Ogün - Ziya




1967-1968 Yıllarındaki Kadrosu



Yavuz
- Şükrü - Levent - Şeref - Ercan - Yılmaz - Ogün - Fuat
- Abdullah - Can - Yaşar - Hazım - Numan - Özcan - Selim - Raşit -
Ziya - Nedim - Birol - Yakup - Erdinç - Özer - Serkan -




1968-1969 Yıllarındaki Kadrosu



Rasim
- K.Yavuz - Levent - Ümran - Yılmaz - Nunweiller - Serkan - Cenap
- Can - Selim - Erdinç - Raşit - Nedim - Birol - Ogün -
Yaşar - Fuat - Ercan - Ziya - Ali - Özcan - Şeref -
Rüçhan - Şükrü - Numan - Abdullah - Salim



1969-1970 Yıllarındaki Kadrosu


Yavuz
- Datçu - Şükrü - Levent - Numan - Nunweiler - Ercan -
Yılmaz - Yaşar - Fuat - Abdullah - Ogün - Zeki - Can - Salim -
Serkan - Ümran - Selim - Ziya



1970-1971 Yıllarındaki Kadrosu


Yavuz
- Datçu - Ercan - Serkan - Levent - Fuat - Ziya - Nedim - Yaşar
- Zeki - Bülent - Bünyamin - Çetin - Rasim - Tacettin
- Sabaheddin - Selim - Numan - Ogün - Ümran - Turgay - Sasu -
Yılmaz



1971-1972 Yıllarındaki Kadrosu

Datcu
- Yavuz - Niyazi - Şükrü - Ercan - Yılmaz - Timuçin -
Levent - Fuat - Ziya - Cevher - Serkan - Osman - Canan - Bülent -
Yaşar ( 1 ) - Ersoy - Cezmi - Yaşar ( 2 ) - Nedim - Ostojiç -
Tacettin - Turgay - Muharrem - Salim - Önder - Numan - Kamil -
Rasim - Gafur - Çetin




1972-1973 Yıllarındaki Kadrosu


Datcu
- Şükrü - Yılmaz - Levent - Serkan - Ercan - Ostojiç -
Nedim - Necati - Osman - Muharrem - Yavuz - Canan - Ersoy - Niyazi -
Cevher - Rasim - Çetin - Önder - Necati - Gaffur -
Timuçin - Ender - Ziya - Fuat - Yaşar - Çoşkun - Cemil



1973-1974 Yıllarındaki Kadrosu


Datcu
- Adil - Timuçin - Yılmaz - Ziya - Alpaslan - Ersoy - İbrahim -
Selaheddin - Mustafa - Osman - Cemil - Ender - Niyazi - Şükrü
- Ercan - Haluk - Cevher - Serkan - İhsan - Turgay - Cumhur - Kamil -
Turan - Önder



1974-1975 Yıllarındaki Kadrosu


Yavuz
- Adil - Yılmaz - Alpaslan - Ziya - Serkan - Rüçhan - Zafer
- Eyüp - Aydın - Abdullah - Ender - Yalkın - Mustafa - İbrahim -
Osman - Selaheddin - Cemil - Onur - Emin - Ersoy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://prowebciyiz.tr.cx
Admin
Administrator
Administrator


Erkek
Mesaj Sayısı : 418
Yaş : 26
Memleket : Ankara
İş/Hobiler : Admin
Lakap : Prodog
Rep Gücü : 3
Kayıt tarihi : 27/02/09

MesajKonu: Geri: Fenerbahce'mizin Şanlı Tarihi   Salı Mayıs 26 2009, 18:51

1975-1976 Yıllarındaki Kadrosu


Yavuz
- Adil - Ender - Sabahaddin - Yılmaz - Nevruz - Emin - Alpaslan -
Serkan - Raşit - Yenal - Zafer - Engin - Selahettin - Aydın - Engin -
Osman - Ömer - Cemil - Ender - Ziya



1976-1977 Yıllarındaki Kadrosu

Adil
- Yavuz - Cem - Nevruz - Yenal - Alpaslan - Ersoy - Engin - Ender -
Ömer - Atilla - Zafer - Cemil - Aydın - Emin - Sabaheddin - Serkan
- Bülent - Erdoğan - Önder - Yavuz ( 2 ) - Niyazi






STADYUMUMUZUN TARİHÇESİ

FENERBAHÇE ŞÜKRÜ SARACOĞLU STADYUMU

[color:92a1="Black"][SIZE="2"]Bugün
Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu olarak anılan
yerin daha önce, "Papazın Çayırı" ismiyle yıllarca futbol
karşılaşmalarına evsahipliği yaptığını bir çok futbolsever
çok iyi bilmektedir. Yılların Papazın Çayırı’nın,
bir futbol arenası olması, Türk futbolunun adeta mabedi olması,
Fenerbahçe’nin şanlı tarihine yeni bir sayfa ekleyip onun
dünya kulübü olma yolunda emin adımlarla ilerlediğinin
en önemli göstergesidir. İşte bu yüzden
Fenerbahçeye gönül verenler Şükrü Saracoglu
Stadı’na gururla bakmaktadırlar.
Dilerseniz; bugün rakiplerinin korkulu rüyası haline gelen,
taraflı tarafsız herkesin beğenisini kazanan Şükrü Saracoglu
Stadyumu’nun tarihi ve bugüne kadar geçirdiği
evrelerle sizi başbaşa bırakalım...

[color=Red]


1908 yılı temmuzunda, Şehremini Operatör Cemil Topuzlu
hürriyet kahramanlarına yardım amacıyla verdiği davetin konukları
arasında geleceğin Fenerbahçe Başkanı Ziya Songülen ile
Maruf Rıfat Beyi aramaktadır. O dönemde yurdumuzda futbolu ilk
oynayan ailelerden Reji Whittall’in, İstanbul’a bir futbol
sahası yapılması gerekliliği yönündeki konuşmasının ardından
hemen bir gün sonra, bu kişiler, Fenerbahçe Başkanı Ziya
Songülen, birkaç İngiliz ve maruf Rıfat Bey’le bir
toplantı yaparak, saha için en uygun yerin, Hazine’ye ait
olan bu çayır olduğuna karar verirler.

Başkatip Cevat aracılığıyla konu, Osmanlı Sultanı II.
Abdülhamit’e götürülecektir. Teklifi
önce kabul etmeyen sultan daha sonra yıllığı 30 altın kira
karşılığında Union Club ile 20 yıllık bir sözleşme yapılmasına
karar verir. 3.000 altına mal olan, çayırın tahta perdeyle
çevrilmesi ve bir lokal inşaatı sonrasında saha, futbol
karşılaşmalarını izleyen kışa kadar hazır hale getirilecektir.

1915

Ancak futbola olan ilginin azlığı, kiranın karşılanamamasına neden
oluyordu. Saha 1909 yılında bir yıllığına Fenerbahçe
Kulübü’ne kiralandı. Birinci Dünya
Savaşı’nın patlak vermesi üzerine İngilizler düşman
konumuna geçtiler. Dolayısıyla Union Club ile ilgilenmediler.
Türk hissedarların da dağılması üzerine sahipsiz kalan Union
Club’a, 1915 yılında Kara Kemal tarafından el konuldu ve ismi
İttihat Spor Kulübü olarak değiştirildi.

Basri Bay isimli bir kişinin işletmeciliğine bırakılan, yeni ismiyle
İttihat Spor Sahası, İstanbul’un işgal devri ortalarına kadar
tüm sportif faaliyetlerin yeri oldu. 1922 yılında sahanın
işletmesi, Basri Bey’in vekili olan Emin Bey’e
geçti. Bu kişi de bilinmeyen bir nedenle sahanın işletmesini,
Ali Sami, Cevdet ve Tevfik Bey’lerden oluşan bir heyete bıraktı.

1929

Taksim Stadı’nın inşaatı ile birlikte, kendi haline bırakılan
saha, 1929 yılında Fenerbahçe tarafından kiralandı ve 25 Ekim
1929 tarihinde yapılan bir spor bayramı ile tekrar hizmete sunuldu.
Aynı gün ismi Fenerbahçe Stadı olarak değiştirildi. Bu
tarihten itibaren gelişmeler de başladı.

30 Eylül 1931 tarihinde yapılan inşaatla stadın dışarısıyla
ilişkisi kesildi. Yapılan birçok değişiklik sonrasında 13 Mayıs
1932 tarihinde, Vali Muhittin Üstündağ’ın katıldığı
törenle, Fenerbahçe Stadı’nın açılışı yapıldı.
Fenerbahçe Spor Kulübü’nün
Kuşdili’nde bulunan lokalinin yanması sonrasında, kiracısı olduğu
stadı satın almaya karar vermesi, bugünlerde Maraton
tribünün yıkılmaya başlandığı ve kapasitesinin yakın bir
gelecekte 52.000 kişiye çıkacağı modern stadyumun temel
taşlarını oluşturmuştur.

Ülkenin en önemli kulübü olan
Fenerbahçe’nin yangın nedeniyle düştüğü bu
kötü durum, devlet yöneticilerini de üzmüş ve
onları Fenerbahçe’ye yardım etme konusunda ikna etmiştir.

Şükrü Saracoğlu’nun ve Kemal Onan’ın da
üstün gayretleriyle, 36.000 metrekarelik bu alan ve
içinde bulunan bina, 27 Mayıs 1933 tarihinde, 9.000 TL bedeli 10
ayda ödenmek kaydıyla Fenerbahçe Spor
Kulübü’nün malı oldu. Bununla birlikte
Fenerbahçe Türkiye’de stat mülkiyetine sahip ilk
kulüp olma özelliğini kazandı. Bu gurur verici ünvan
aynı zamanda bazı sorumluluklar da getiriyordu beraberinde.
Sorumluluklarının bilincinde olan Fenerbahçe, 14 Temmuz 1933
tarihinde yapılan bir eşya piyangosundan elde edilen 17.000 liralık
geliri Fenerbahçe Stadı’na harcadı.

Aynı yıl törenlerle yapılan açılışta, ikinci başkan Celal Bey şunları söylüyordu :

"Muhterem hanımefendiler, beyefendiler. Üç senedir yeni bir
hamlede ve başarılmış yeni bir işle huzurunuza çıkıyoruz.
Üç senelik dar ve kısa bir zamana sıkıştırılmış olan bu
işler şunlardır.

25 senelik, canlı ve muvaffakiyetli bir hayatın hatıralarını taşıyan
eski kulüp binası, kaderin hain ve kötü bir tamahına
kurban olarak yandı. Simsiyah bir gecenin sabahı kendimizi simsiyah bir
kömür yığını karşısında bulduk. Elimizde Fenerbahçe
isminden başka hiç bir sey kalmamıştı. Yangından çok az
zaman evvel fakir bir kiracı olarak girdiğimiz bugünkü
Fenerbahçe stadına elimizde kalan enkaz ile sığındık. Bu sene
Fenerbahçe 26. yıl dönümünü kutlarken yeni
ve büyük bir mazhariyete erdi.

Gazi hazretleri gençliğe ve Fenerbahçe’ye
büyük ve kıymet biçilmez bir iltifatta bulundular.
Heykellerinin Fenerbahçe stadına dikilmesine müsaade
ettiler. Bütün Fenerbahçeliler aczimizle, bu aczi
mutlakla buna nasıl teşekkür edeceğimizi bilmiyoruz. Bu heykelle
bu saha yıkılmaz ve dağılmaz bir kütle haline gelmiştir. Bu
topluluk, bütünlük ve birlik aynı zamanda
bütün memleketin bir sembolüdür de. Bu heykel
burada azmin ve tesanütün ve disiplinin bir resmi olarak
yükseliyor. Bu heykele bakanın kalbi temiz ve yeni bir hamle ile
çarpar. Bu heykele bakan bozguncu ve serkeş olamaz bu heykele
bakanın kalbi yenilmez ve yenilemez."

İzleyen tarihlerde, 25’er metrelik 2 kapalı tribün
50’şer metreye uzatıldı. Lokal olarak kullanılan binanın
çatısı yenilendi. Büfe, soyunma odaları ve duşlar eklendi.
Bu sırada ödeme zorluğuna düşülünce, stat
gelirlerine maliyece haciz konuldu.

Futbola İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra artan ilgi,
İstanbul’a bir büyük stat daha yapılmasını gerektirdi.
Bu bağlamda bugün Beşiktas İnönü Stadyumu adındaki
Mithat Paşa Stadı’nın yapımına başlandı.

1947

Aynı dönemde Fenerbahçe de kendi stadının
büyütülmesi ihtiyacını hissetti. Devletten istenen mali
yardıma, stadın mülkiyetinin Fenerbahçe’de olduğu
yanıtı geldi. Bir sonuç alınamaması üzerine
Fenerbahçe, bir eşya piyangosu daha düzenledi. 300.000 adet
olan ve 1 liradan satılan biletler 22 Ekim 1947 tarihinde satışa
çıkarıldı. Ancak çeşitli sorunlar yaşandı ve yalnızca
150.000 bilet satılabildi. Buradan elde edilen gelir ise 85.000 lira
oldu.

İzleyen günlerde, beton tribünün harcı Vali
Lütfü Kırdar tarafından atılmış ve vali kulübe belediye
bütçesinden 50.000 lira yardım vaat etmiştir. Stadın kuzey
kısmında 27 basamaklı ve yelpaze şeklindeki ilk beton tribün,
Amaç İnşaat Şirketi tarafından 3 ayda tamamlandı. Bu inşaat
70.000 liraya mal oldu. Bu süre içinde yardım
sözü, arttırılarak tekrarlanıyordu.

İlk tribünün inşaatı bitiminde, tesisatı kaldırmadan doğu
tarafına geçilmek istendi. Ancak kulübün bunun
için parası yoktu. Sözü verilen yardımlar istendi
ancak sonuçsuz kaldı. Bunun üzerine Fenerbahçe Spor
Kulübü, sahayı ipotek ederek Yapı ve Kredi Bankası’ndan
100.000 lira temin etti.

1948

Proje 15 yerine 30 basamaklı bir tribün için değiştirildi.
Bu nedenle doğan 70.000 liralık fiyat farkı (130.000 yerine 200.000
lira), belirsiz bir zamanda tahsil edilmek suretiyle Amaç İnşaat
Şirketi tarafından üstlenildi. İnşaat yapılacak kısımdaki 5
basamaklı ahşap tribün söküldü ve 6 Ağustos 1948
tarihinde temel atıldı. İnşaat 6 ay sürdü ve bitirilen
tribünlerin açılışı Vali Lütfü Kırdar tarafından
13 Şubat 1949 tarihinde yapılmıştır.

Yeni Fenerbahçe Stadı 25.000 kapasiteli modern bir stattı ve
aynı dönemde Türkiye’deki en yüksek kapasiteli
stat olmuştu. Ankara 19 Mayıs Stadı 12.000, Mithat Paşa Stadı ise
15.000 kişilik kapasiteye sahipti. Vaat edilip alınamayan yardımlar,
bankaya ve Amaç İnşaat Şirketi’ne olan borçlar,
kulüp yöneticilerini kara kara
düşündürüyordu. 1950 yılına 180.000 lira
borçla girildi. Oysa kulübün bütçesi zaten
160.000 liraydı.

1950

17 Haziran 1950 tarihinde Fenerbahçe, Milli Küme Şampiyonu
sıfatıyla, Türkiye Birincisi Göztepe’yle Başbakanlık
Kupası maçı için Ankara’da bulunuyordu.
Dönemin genel kaptanı Rüştü Dağlaroğlu, Cumhurbaşkanı
Celal Bayar’a, içinde bulundukları mali sıkıntıdan
bahsetmiş ve yardım sözü almıştı. Ancak yardım sözü
yine havada kaldı. Borç bir türlü ödenemiyordu.

Yapı ve Kredi Bankası’na olan borç 77.000 liraya
indirildiğinde, bankanın alacağının tahsili için İstanbul 2.
İcra Dairesi’nin 17 Ocak 1951 tarih ve 255 sayılı ihbarnamesiyle,
760.000 lira biçtiği Fenerbahçe Stadı’nı satışa
çıkarması, stadın kapısına "satılık" ilanı astırması,
yönetim kurulunu çok zor bir durumda bırakmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://prowebciyiz.tr.cx
Admin
Administrator
Administrator


Erkek
Mesaj Sayısı : 418
Yaş : 26
Memleket : Ankara
İş/Hobiler : Admin
Lakap : Prodog
Rep Gücü : 3
Kayıt tarihi : 27/02/09

MesajKonu: Geri: Fenerbahce'mizin Şanlı Tarihi   Salı Mayıs 26 2009, 18:52

1952

1951 yılında Rüştü Dağlaroğlu, Beden Terbiyesi Genel
Müdürlügü’ne yaptığı bir başvuruyla, 25.000
lira yardım istedi. Bu isteğini belirten dilekçede, vaat edilip
yerine getirilmeyen yardımlardan, Fenerbahçe Stadı’nın
Türkiye’nin en büyük stadı olmasından
bahsedilmişti. Bu etkili başvuru sonucunda Beden Terbiyesi Genel
Müdürlüğü, istenen 25.000 liralik yardımı doğrudan
Yapı ve Kredi Bankası’na yatırmış, bankayla kalan borç
için anlaşma sağlanmış ve borç 28 Haziran 1952 tarihinde
kapatılmıştır.

1982

19 Eylül 1982 tarihinde Altay maçıyla açılan
stadımızın kapasitesini arttıracak proje, Aziz Yıldırım’ın
başkanlığı süresinde yaptırıldı. Bu projeye göre numaralı,
maraton ve açık tribünler yıkılarak yeniden yapılacaktı.
Yıllardır önlerine gelen sütun nedeniyle maç
seyretmekte sıkıntı çekilmekteydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://prowebciyiz.tr.cx
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Fenerbahce'mizin Şanlı Tarihi   Bugün 00:18

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Fenerbahce'mizin Şanlı Tarihi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» DİREC-T BİYOGRAFİ
» istanbul Auto Show 2010
» TARİHTEKİ ÜNLÜ RESSAMLAR VE ÜNLÜ TABLOLARI!!!!
» yakın zamanda istanbulda muayeneden geçenler
» WWE intercontinental championship

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
-.:::Prowebciyiz.Tr.Cx-Community:::.- :: Spor :: Fenerbahçe :: FB Arşivi-
Buraya geçin: